Cinsel İşlev Bozuklukları

Cinel İşlev Bozuklukları, kadınlarda; cinsel istek azlığı, cinsel tiksinti bozukluğu, vajinismus ve ağrılı cinsel birleşme sorunlarından; Erkeklerde ise, cinsel istek azlığı, cinsel tiksinti bozukluğu, erektil disfonksiyon(sertleşme güçlüğü), erken boşalma ve diğer boşalma bozuklukları ile ağrılı cinsel birleşme sorunlarından oluşmaktadır.

 

Cinsel işlev bozukları çok sık rastlanan sorunlardandır. Yapılan çalışmalar, kadın ya da erkek ayrımı olmaksızın, en az her üç kişiden birinin yaşamlarının herhangi bir dönemlerinde en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşadığını ortaya koymaktadır.

 

Cinsel işlev bozukluklarının hem bedensel(organik) hem de psikolojik nedenleri vardır. Birçok zamanda , psikolojik ve organik nedenler sorunun ortaya çıkmasında birlikte rol oynarlar.

 

Sorun bedensel ya da ilaç kullanımı gibi çeşitli organik nedenlerle ortaya çıksa bile, bir süre sonra psikolojik etkenler sürece dahil olur ve etkin rol oynarlar.

 

Cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkmasında ve sürmesinde, genellikle çok sayıda psikososyal ve kültürel etken birlikte rol oynamaktadır. Bunlar,

  • Doğuştan getirilen özellikler

  • Yetişme koşulları

  • Ailenin tutumu

  • Eğitim

  • Yetiştiği alt kültürün cinselliğe bakış açısı

  • Yaşanılan psikolojik travmalar

  • Erken çocukluk dönemine ait bilinçaltı çatışmalar

  • Çocukluk ve ergenlik dönemine ait psikoseksüel gelişim dönemlerindeki aksaklıklar

  • Yanlış öğrenilmiş cinsel davranışlar

  • Eksik ya da yanlış cinsel bilgi

  • Cinsellikle ilgili yanlış ve abartılı beklentiler

  • Geleneksel ve tutucu yetiştiriliş biçimi

  • Utanma, suçluluk ve günahkarlık duyguları

  • Eşler arasındaki uyumsuzluk ve iletişim sorunları

  • Evlilik içi çatışmalar

  • Eşin cinsel sorunlarının olması

  • Eşinde ya da kendisinde varolan başta depresyon olmak üzere cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyen çeşitli psikiyatrik sorunlar

  • Hastalıklar

  • Kişinin başta cinsel organlar olmak üzere kendi bedeniyle ilgili olumsuz düşünce ve inançları

 

Cinsel İstekte Azalma Bozukluğu

Cinsel istekte azalma, cinsel düşünce ve fantezilerin, cinsel birleşme ve orgazma ulaşma sıklığının azlığı ya da yokluğu, cinsel bir etkinliği başlatma, katılma ya da yanıt verebilme motivasyonunun yetersizliği olarak tanımlanır.

 

Genel olarak, kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Ülkemizde kadınlar arasında en sık görülen cinsel işlev bozukluğu «cinsel istek azlığıdır».

 

Bunun en temel nedeni, cinsellikle ilgili mitlerin yaygınlığındandır. Toplumumuzda, cinselliğin, yalnızca erkeklere özgü olduğu, erkeklerin cinselliği istemeye, ondan zevk almaya ve doyuma ulaşmaya hakkı olduğu şeklinde yaygın bir inanç bulunmaktadır. Bu inanca göre, cinsellik kadınlar için bir «haz» ve «doyum» aracı değil bir «görev» alanıdır.

 

Toplumumuzda cinselliği isteyen, arayan, başlatan, bundan haz alan, orgazm olan, sevişmeye aktif olarak katılan kadına iyi gözle bakılmayacağı inancı yaygındır. Dolayısıyla cinsel isteksizlikten ya da cinsel isteğin yeterli olmadığından yakınan kadınların uzmana başvurma oranları çok düşüktür.

 

Cinsel istek azlığının nedeni çoğunlukla psikolojiktir. Birincil olarak ergenlik döneminden başlayarak yaşamın tamamı boyunca sürer. Çok yüksek oranda cinselliğin yasaklandığı tutucu toplumlarda görülür.

İkincil olanı sonrandan ortaya çıkan cinsel istek azlığıdır. Genellikle başka nedenlere bağlıdır. Bunlar arasında en sık olanı stres, eşle uyumsuzluk, çatışmalar, depresyon, anksiyete, çeşitli kronik hastalıklar, menopoz, gebelik gibi sıralanabilir.

 

Cinsel Tiksinti Bozukluğu

Cinsel ilişki kurmakta sürekli ve aşırı biçimde tiksinti duyma ve bu nedenle cinsellikten tümüyle kaçınmaktır.

 

Bozukluğun ağırlığına göre, cinsel tiksinti, cinsel yaşamın genital salgılar ya da cinsel birleşme gibi belirli alanına odaklanabilir veya öpme, dokunma dahil tüm temas içeren aktivitelerden yaygın bir iğrenme olarak da ortaya çıkabilir.

 

Kadınlarda Cinsel Uyarılma Bozukluğu

Tüm cinsel uyarma ve uyarılma çabalarına karşın beklenen fizyolojik değişiklikler oluşmamakta ve cinsel etkinlik bitene kadar sürdürülememektedir. Dolayısıyla rahat ve doyurucu bir cinsel birleşme yaşanamamaktadır.

 

Bu bozukluğun tek başına görülme sıklığı seyrektir. Genellikle çocukluk döneminde yaşanmış ağır cinsel travmalarla bağlantılı olabilmektedir. Ayrıca doğum sonrası ve menopoz dönemindeki hormonal değişiklikler cinsel uyarılmada vajinanın verdiği yanıtı bozabileceğinden bu dönemlerde bu bozukluk tek başına da görülebilir.

 

Erkekte Erektil Bozukluk

Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, yeterli bir ereksiyon sağlayamama ya da cinsel etkinlik bitene kadar sürdürememe erektil işlev bozukluğu olarak tanımlanır. Organik kökenli CİB arasında en sık görülenidir.

 

Erkeklerde performans kaygısı, suçluluk duygularının eşlik ettiği evlilik dışı ilişkiler, bireyin partnerindeki CİB, abartılı beklentiler, rastlantısal cinsel başarısızlıklar ve evlilik içindeki sorunlar erektil bozukluğun psikolojik nedenleri olarak sıralanabilir.

 

  

Kadında Orgazm Bozukluğu

Yeterli cinsel uyarıya karşın çoğunlukla ya da her zaman orgazm yaşanmaması, gecikmesi ya da güçlükle ulaşılabilmesidir. Kadınların yaklaşık üçte biri çeşitli derecelerde orgazm sorunları yaşamaktadır.

 

Kadındaki orgazm bozukluğu, yaşamın önceki dönemlerinde yokken sonradan da ortaya çıkabilir.

 

En önemli psikolojik nedenleri arasında tutucu değer yargıları, suçluluk duyguları, cinsel travmalar, yetersiz cinsel bilgi ve deneyim, eşle olan duygusal ilişkinin yetersizliği ve partnerle ilgili cib ve yetersiz cinsel birleşme sayılabilir.

 

Erkekte Orgazm Bozuklukları

Erkeklerde bu bozukluk kendisini, boşalmanın hiç olmaması(mastürbasyon, uyku ve cinsel birleşme sırasında), kısmen oluşması ya da oldukça uzun süren bir uyarılma sonucunda oluşan boşalma biçiminde gösterebilir.

 

Çoğu kez erkekte bu bozukluk organik bir patalojiye işaret edebilir.

 

Bazı ilaçların kullanımı boşalmayı geciktirmektedir.

 

Erken Boşalma

Bu bozukluk inatçı ve tekrarlayıcı biçimde, çok az cinsel uyarılma ile cinsel bir birleşme öncesinde ya da birleşmeden hemen sonra kişinin ve partnerinin arzu ettiği süreden daha önce oluşan boşalma olarak tanımlanabilir.

 

İlk kez cinsel ilişkiye giren genç erkeklerde sık görülen bir bozukluk olmasına karşın, bireyin ergenlik çağlarından itibaren düzenli masturbasyon ve cinsel ilişki ile boşalma denetimini kendiliğinden öğrendiği bilinmektedir.

 

Erkek masturbasyon yapmıyor ya da seyrek yapıyorsa, düzenli bir cinsel ilişki yaşama olanağı yoksa çok seyrek cinsel ilişki kuruyorsa, bu ilişkiler zaman sınırı olan hayat kadınlarıyla ilişkiden ibaretse boşalma refleksi üzerinde denetim sağlamayı öğrenememe ve erken boşalma yaşama olasılığı artacaktır.

 

Mutlaka nörolojik ve ürolojik inceleme yapılması gerekmektedir.

 

Disparoni

Erkekte ya da kadında cinsel ilişkiye, yineleyici bir biçimde ya da sürekli olarak eşlik eden genital ağrının olması olarak tanımlanır.

 

Bu bozukluk belirgin bir sıkıntıya ya da kişiler arası ilişkilerde zorluklara neden olur.

Erkeklerde disparoninin daha çok peyronie hastalığı(enfektif) ve prostatit gibi tıbbi bir bozukluğa bağlı olarak oluştuğu bilinmektedir.

 

Kadınlarda disparoni ise uyarılma eksikliğine, hafif bir vajinusmus durumuna veya vajinal enfeksiyon durumlarına bağlı olduğu söylenebilir.

 

 

VAJİNİSMUS

Vajinismus ülkemizde cinsel tedavi merkezlerine başvuran kadınlarda en sık rastlanan sorundur.

 

Cinsel eğitimsizliğin, kadınların kendi cinsel organlarını tanımaması, bekaret kavramına verilen abartılı önemin, toplumumuzda kadınlarda cinsel deneyimin aşamalı gelişmeyip doğrudan cinsel birleşme başlamasının, genel cinsellik anlayışımızdaki tabuların bunda büyük rolü olduğu söylenebilir.

 

Vajinismus, cinsel birleşme dendiğinde, vajinanın dış üçte birini çevreleyen kaslarda yineleyici ya da sürekli bir biçimde oluşan kasılmalar ve şiddetli acı nedeniyle cinsel birleşmenin gerçekleşmemesi ya da ağrılı/sıkıntılı olarak gerçekleşmesidir.

 

Bu kasılma, istemsiz, yani kadının bilinçli kontrolü dışında gerçekleşen bir kasılmadır. Bu kasılmaya tüm bedendeki kasılmalar, bacakların kapanması, adeta bir kitlenme, korku, cinsel birleşmeden kaçınma, girişin olamayacağı inancı eşlik eder. Nadiren, cinsel birleşme olmaktadır ancak kasılma sürdüğünden, cinsel birleşme ağrılı ya da sıkıntılıdır.

 

Vajinismusun herhangi bir ilaçla ya da operasyonla tedavisi mümkün değildir. Alanına uzman kişilerce yapılan cinsel terapi ile bu sorun ortalama 2-4 ay sürede ve 6-10 seansta %90’u aşan bir tedavi başarısı oranı ile tedavi edilebilmektedir. Vajinismus, en kolay tedavi edilebilen cinsel işlev bozukluğudur.

 

Masters ve Johnson tarafından başlatılmış ve zaman içinde geliştirilmiş olan cinsel sağaltım yöntemleri Batı dünyasında oldukça yaygın kullanım alanı bulmuş; zamanla ülkemizde de yaygınlaşmıştır.

Cinsel terapilerin özünü oluşturan ve duruma göre çeşitli önem dereceleri olan birkaç prensip vardır. Bunlar,

  • Performans anksiyetesinin giderilmesi

  • Eğitim

  • Tavır-tutum değişimine teşvik etme

  • Eşler arasındaki iletişimi arttırma

  • Yıkıcı seks rollerini ve yaşam biçimlerini değiştirme

  • Fiziksel veya medikal müdahaleler

  • Etkili cinsel tekniklerin öğretilmesi ile cinsel davranışın değiştirilmesi

  • Değişiklik için karşılıklı sorumluluğun önemini belirtme

Bize yazın

 

Hakkımızda

Online-Terapi-Telepsikiyatri

Kliniğimiz

Tanı&Tedavi Olanakları

Psikoterapi Hizmetleri

Kısa Dinamik Psikoterapi

Bilişsel Davranışçı Terapi

EMDR

Alkol ve Madde Bıraktırma Terapileri

Nöropsikolojik Testler

Psikiyatrik Ölçekler

TOVA Dikkat Testi

MOXO Dikkat Testi

WISCR

DENVER Gelişim Testi

Nörofizyolojik Testler

qEEG

Nöromodülasyon Tedavileri

rTMS/TMU

tDCS

               Nörofeedback-Nöroterapi

Bilişsel Rehabilitasyon

Çocuklarda

Yaşlılarda

Psikolojik Değerlendirme

MMPI

Roschach

TAT

CAT

Psikanalitik öyküler testi

  • Grey Facebook Icon
  • Grey Twitter Icon
  • Grey Instagram Icon