Otizm

Otizm nedir?

Otizm, doğuştan gelen, belirtileri yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan, beynin farklı çalışmasıyla ilişkili bir gelişimsel bozukluktur.

Gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalarda yaklaşık her 68 çocuktan birinin otizimden etkilendiği bilinmektedir. Ülkemizdeki çocukların otizimden ne kadar etkilendiği konusunda net bir bilgimiz yoktur. Genel olarak otizimin erkek çocuklardaki yaygınlığının kız çocuklarından daha fazla olduğu bilinmektedir. Buna karşın, kız çocuklarındaki otizm tablosunun daha ağır seyrettiği görülmektedir.

Otizime tam olarak nelerin yol açtığı bilinmemektedir. Çeşitli genetik özelliklerin otizimle ilişkili olduğunu gösteren pek çok araştırma mevcuttur. Otizimli çocukların bazılarında genetik özellikler görülmekle birlikte bazılarında da genetik bir faktör görülmemektedir. Bu nedenle otizim tanısı almış çocukların kendi içlerinde de çok büyük farklılıklar sergiledikleri görülmektedir. Bu güne kadar otizime neden olan çevresel faktörlerin neler olduğu ve kesinliği bilinmemektedir. Bazı aşıların ve vücutta biriken bazı metallerin otizme yol açtığı öne sürülmüştür. Ancak yapılan çalışmalarda bu çevresel faktörlerin otizme yol açtığını tam olarak kanıtlayabilmiş değildir. Otizme neden olabildiği düşünülen genetik faktörlerin hepsi anne babadan kalıtımsal yolla geçmediği, çocuğun gen yapısının da otizime özgü bir gen yapısına sahip olunabildiği bilinmektedir.

 

Otizimin Erken Belirtileri

Yenidoğan bir bebek gözlerini açtığı andan itibaren çevrelerinde olup bitenleri ile ilgilenmeye başlarlar. Etrafındaki kişilerin yüzlerine bakarlar, kendilerine bakım veren kişilere gülümserler ve dikkatlerini konuşan insanlara yöneltirler. Otistik özellikler taşıyan çocuklar ise bu davranış tiplerini tam olarak, yeterince gösteremezler. Bu nedenle otizim tanısı almış çocuğa sahip anne ve babalar, çocukları tanı almadan önce çocuklarının kendilerine bağ kuramadıklarından yakınırlar.

 

Bebeklik dönemi açısından ele alındığında,  otizimin özellikle sosyal alandaki belirtilere dikkat edilmesi gerekmektedir.

15. aya kadar göz kontağı kurmama ya da kurmakta kısıtlılık yaşama, taklit etmeme, yüz ifadesinde donukluk ve olağandışı psiko-motor bulgular özellikle önem taşımaktadır. Bunların dışında,

 

  • 6. ayı geçtiği halde başkalarına gülümsememe,

  • Göz teması kurmama

  • 12. ayı geçtiği halde parmakla bir şeyi işaret etme, agulamak ya da bir takım “bay bay” gibi jestleri yapmamak,

  • Ses çıkarmada gecikme ya da nadiren ses çıkarma

  • 6-12 aylar arasında kendi ismine tepki vermeme

  • 16. Ayı geçtiği halde kelime kullanmama

  • 24. Ayı geçtiği halde iki sözcükle basit cümleler kuramama,

  • Ellerde, ayaklarda, bacaklarda sertleşme veya el bileklerini çevirme gibi olağan dışı vücut hareketleri ve olağan dışı duruş ve diğer tekrarlayıcı davranışlar,

  • Onu kaldırmak istediğinizde size doğru uzanmaması,

  • Yuvarlanma, emekleme gibi davranışlarda kısıtlılık yaşama,

  • Kaçıncı ayında olursa olsun gelişiminde gerileme gösterme, daha önce çıkardığı sesleri ya da söylediği kelimeleri söylememe gibi belirtiler gösterebilirler.

 

Otistik bozukluğa sahip çocuk ve bireylerin en belirgin olarak iletişim alanında farklılıklar sergiledikleri görülmektedir. İletişimleri çok geneldir. Başkalarının istek, bilgi ve bildirdikleri görüşlerini, mesajlarını anlama ve algılamada zorluklar görülür. Otizimli bireyler iletişim becerilerine bizimle aynı biçimde ihtiyaç duyarlar ;fakat otizimli bireylerin büyük bir bölümü ifade etmenin yanı sıra başkalarının ifade ettiklerini anlama konusunda da kısıtlılık yaşarlar.

 

Otistik bozukluk belirtileri bireysel farklılık gösterebildiği gibi, bu belirtiler zaman içinde de değişebilmektedir. Bugün için otizime neden olan faktörlerle ilgili bilinenler, otizimin tam olarak ve nedenlerden kaynaklandığını göstermemektedir. Bugün sahip olunan bilgiler otizim bozukluğunu önleyici ya da engelleyici müdahaleleri imkansız kılar. Ayrıca, günümüzde hala otizim için etkili tıbbi tedaviler de henüz yoktur. En etkili tedavinin özel eğitim olduğu bilinmektedir ve bu özel eğitiminin kesintisiz ve sürekli olması, çok erken yaşlarda başlanılması gerekmektedir.